Geri

TARÎKAT DÖNEMİ
..:: 5 ::..

   Balıkesirli Abdullah Salâhî-i Uşşâkî (ö.1196/1782), pekçok tarîkatten icâzet almış, altmışa yakın eseri bulunan velûd bir müellifdir. Hâşim Baba (ö.l197/1783) önceleri Celvetî iken Mısır'da Bektaşîliği de meşk edip iki tarîkatı birleştiren ve Üsküdar İnâdiye'de bir tekke açan şâir-sûfîdir. Dîvan'ı, edebî ve tasavvufî açıdan büyük bir önemi haizdir.
   Müstakîmzâde Sadeddin Süleyman Efendi (ö.1202/1787) Lâlizâde Abdülbâkî gibi hem Nakşî, hem de Melâmî olan sûfîlerdendir. Hat sanatı ile de ilgilenen Müstakîmzâde'nin elliden fazla irili ufaklı eseri vardır.
   Müstakîmzâde'den sonra gelen XIX. asır Nakşbendî ricâli genellikle Hâlidî'dir. XVIII. asrın sonu ile XIX. asrın başlarında yaşayan Hâlid Bağdadî (ö.1242/1826) tarîkata yepyeni bir veçhe kazandırmıştır. Hindistan Delhi'de bulunan Abdullah Dehlevî'den tarîkat terbiyesi gören Hâlid Bağdadî, iyi bir medrese eğitimi görmüştür. Bu yüzden şeriat bilgisi yüksek bir âlimdi. Yeniçeri ocağının kaldırılması ile Bektaşî tekkelerinin kapatılması yıllarına rastlayan bu dönem, Nakşbendî tarîkatının Osmanlı Ülkesinde en yaygın tarîkat konumuna yükseldiği yıllardır.
   XIX. asırda İstanbul'da Veliyyüddinzâde Hıfzî Efendi (ö.1253/1837), Bursa'da Hoca Hüsameddin Efendi, (ö.1280/1863) yine İstanbul'da Yahyâ Efendi dergâhında M. Nuri Şemseddin (ö.1280/1863) Çarşamba'da Murad Molla dergâhında M. Murad Efendi (ö.1264/1848) ve İstanbul'da doğup Medîne'de vefât eden Bursalı Hüsameddin Efendi'nin halîfesi Vahyî Mustafa (ö.1295/1878) Karabağlı Hamza Nigârî (ö.1304/1887) Gümüşhâneli Ahmed Ziyâeddin (ö.1313/1893) ve Hakkârili Şeyh Tâhâ (ö.1269/ 1853) irşad hizmetleri ve eserleri ile Osmanlı topraklarında hizmet veren Nakşî-Hâlidî şeyhleridir.
   XIX. asırda yaşayan Halvetî-Şabanî şeyhlerinden Kuşadalı İbrahim Efendi (ö.1262/1846)'nin ilim adamları ve devlet ricâli yanında saygın bir kişiliği vardır.
   XIX. asrın en büyük müellif sûfîlerinden biri de hiç şüphesiz Bursalı M. Tâhir Beyin "Hâce-i irfanım, veliy-yi nîmetim" diye andığı Harîrîzâde M. Kemâleddin Efendi'dir. (ö.1299/1882) Onun Tıbyânü vesâiti'1-hakâik adlı tarîkatler ansiklopedisi niteliğindeki eseri, sahasında önemli bir boşluğu doldurmuştur. Harîrîzâde çok genç yaşta vefât etmiş olmasına rağmen kırka yakın eser bırakmıştır.

   4. XV1.-X1X. Asırlarda Başlıca Tasavvufi Olaylar
   XVI. asır İslâm dünyâsında Osmanlı hâkîmiyetinin tamamlandığı, ilmî, idarî, askerî, edebî alanlarda ilerlemelerin en ileri seviyeye ulaştığı dönemdir. Bu yüzyıldan Osmanlı'nın çözülüş asrı olan XIX. yüzyılın sonuna kadar meydana gelen tasavvufî olayları şöylece maddeler hâlinde özetleyebiliriz:
   1) XVI. yüzyıl bütün tarîkatlerin kuruluşunun tamamlandığı, tarîkat ve âdaba dâir eserlerin te'lifinin hemen hemen sona erdiği yıllardır.
   2) Osmanlı ülkesinde düşünce hürriyyetinin bir meyvesi olarak İbn Arabi'nin Şeyhü'l-İslâm îbn Kemâl fetvasıyla aklanmasından sonra özellikle şiir ve edebiyatta "vahdet-i vücûd" fikrinin yaygınlaştığı yıllardır.
   3) XVII. yüzyılda medreselerle birlikte tekkelerin de gerilemeye başladığı, tekke şeyhliklerinin "yoldan gelme" esasına göre değil de "belden gelme" usulüne göre düzenlenmesi, tekke eğitiminde belli bir seviye düşüşü meydana getirmiş ve ehil olmayan bâzı kişilerin şeyh oğlu olmak avantajı ile tekkelere şeyh tayin edildiği çok görülmüştür.
   4) Kadızâdeler ile Sivâsîzâdeler arasında XVII. yüzyıldaki tekke-medrese kavgası zaman zaman grubların birbirini tekfirine varan boyutlara ulaşmıştır.
   5) XVIII. yüzyılda gerileyen tekke ve medrese eğitimine rağmen, Bursalı İsmail Hakkı ve Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi iz bırakan iki büyük mutasavvıf yetişmiştir.
   6) Yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine, Bektaşî tekkeleri de kapatılmış ve şeyhliklerine Nakşî, Kâdirî ve Mevlevî hâlifeler tayin edilmiştir. Böylece Nakşbendîliğin Hâlid Bağdadî'den sonra XIX. yüzyılda etkinliği artarken, Bektaşîlik daha sırrî bir tarîkat hâline gelmiştir.
   7) XIX. yüzyılın sonunda ikinci Abdülhamid Han zamanında bütün müesseseler gibi tekke ve dergâhların düzenlenmesi için bir takım ıslahat hareketleri başlatılmış ve "meclis-i meşâyıh" kurulmuştur. Meclis-i meşâyih nizamnâmesi ile tekkelerin ve tekke şeyhliklerinin düzeltilmesine çalışılmıştır.
   8) XIX. yüzyıl sonlarına doğru gazete ve dergi neşriyâtının yaygınlaşması üzerine, tekke çevrelerinde de birtakım neşriyât faaliyetleri olmuş, Cerîde-i Sûfiyye, Beyânü'l-hak ve Tasavvuf gibi dergiler çıkarılmıştır.
   9) Tarîkat ve tekkelerin düzenlenmesiyle ilgili ıslahat çalışmaları, aynı yıllarda Mısır'da da gündeme gelmiştir.
   10) Bâzı tekkeler ehil şeyh bulunamadığı için kapatılmış ve tekkeler toplumda belli bir nüfûz kaybına uğramıştır. Bütün bunlara rağmen XIX. asrın sonlarında İstanbul'da üçyüzden fazla tekkenin bulunması, 300-500 bin civarındaki nüfusa oranla büyük bir ilgi göstergesi sayılabilir.

   * Kaynak: Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar; Prof. Dr. H. Kamil YILMAZ; Ensar Neşriyat

<<< ?nceki Sayfa| Ana Menü

 

 
Ziyaretçi Sayısı : 1573250