Geri
İNFÂK
- Osman Nûri Topbaş
..:: 1 ::..
Kur'ân-i
Kerîm'de 200 yerde zikredilen infâk, malin ve canin
Allâh'a adanisidir. Buna göre müslüman da, hem varligini
hem de canini Allâh'a adayan insandir.
Ikinci
Akabe bey'atinde Abdullâh bin Revâha:
"-Yâ
Rasûlallâh! Rabbin ve senin için sartlarin nedir?"
demisti.
Rasûlullâh
-sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
"-Rabbim
için sartim, O'na ibâdet etmeniz, O'na hiçbir es
tutmamanizdir! Kendi hakkimdaki sartim da, canlarinizi
ve mallarinizi nasil müdafaa ediyorsaniz beni de
öyle korumanizdir."
Tekrar
soruldu:
"-Böyle
yaparsak bize ne vardir?"
Cevâben
O:
"-Cennet
vardir!" buyurdu.
Bunun
üzerine orada bulunanlar da:
"-Ne
kârli alis-veris! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini
isteriz!" dediler.
Iste
bu muhâvereden sonra su âyet-i kerîme inzâl buyuruldu:
"Allâh,
mü'minlerden, mallarini ve canlarini, kendilerine
(verilecek) cennet karsiliginda satin almistir..."
(et-Tevbe, 111)
Bu
âyet-i kerîmede, nefsin ve mallarin Allâh'a satilisi
ve adanisi vardir.
Cân,
gâzî ve sehîdlikle satilir.
Iste
Islâm'in ilk mübârek sehîdesi Sümeyye Hatun!.. Ne
kadar ulvî bir îmân heyecaniyla canini Allâh yolunda
infâk etti. Artik o, cenneti satin almis ve kiyâmete
kadar gelen mü'minlerin gönüllerinde taht kurmus
olarak ebedî mükâfâtinin verilecegi âni bekliyor.
Demek ki, canimizla, malimizla infâka yönelmeliyiz.
Dev
bir Rusya haritasi içinde bir nokta kadar olan Çeçenistan,
can ve malin infâki neticesinde te'yîd-i ilâhîye
mazhar oldu. Koca Rus ordusu da, ebâbîl kuslarinin
perîsân ettigi fil ordusunun hazîn âkibetine dûçâr
oldu.
Çanakkale
harbinde de Türk ordusunun atacak barutu kalmamasina
ragmen müsahhas can ve mal infâki yasandigi için
zafer müyesser olmustu. Târîhte böyle misâller çoktur.
Malin
satilmasi ise infâk terimiyledir. Cenâb-i Hakk,
müttakîlerin vasiflarini sayarken:
"Kendilerine
verdigimiz riziktan Allâh yolunda infâk ederler."
(el-Bakara, 3) buyurmaktadir.
Allâh için vermenin umûmî ismi olan sadaka ve infâkin
nev'i çoktur.
Sadaka
ve infâk, var olani vermekten baslar. Buna göre
yarim hurma dahî infâktir. Kulu cehennem atesinden
muhâfaza eder. Dolayisiyla Rasûlullâh -sallâllâhü
aleyhi ve sellem- her mü'mini zengin görür. Çünkü
O, hadîs-i serîflerinde mü'mindeki tekbîr, tevhîd,
emr-i bi'l-ma'rûf, mazlûma yardim, mü'mini tesellî,
muzdarip gönülleri sevindirme, yoldan eziyet verici
seyleri izâle, hasta ziyâreti v.b. husûslarin birer
sadaka oldugunu buyurur.
Bu
itibarla asil zenginlik, gönüldeki kanâatledir.
Herkes, kanâati kadar zengindir.
Gönlü
zengin kimselerin ise, bir tebessümü bile sadaka
yerine geçer. Çünkü, gönül zengini, tebessümünün
sevgisi ile ferâhtir ve etrafini da ferâhlatir.
Ve gerçekten bu hâl, ne kadar güzel bir infâktir.
Bunun aksi olarak gönül fakîri olanlari ise, hiçbir
sey zenginlestiremez.
Demek ki hakîkî zenginlik, mal çoklugu degil, gönül
zenginligi iledir. Gerçek mü'minler de, bu zenginlik
nîmetine sâhib olup infâkda bulunanlardir. Infâk,
bir mü'minin mükellef bulundugu digergâmlik ve duyarliligin
en kâmil bir tezâhürüdür.
Hazret-i
Ömer -radiyallâhü anh-'in Sam'a gidisinde deveye
binme sirasi kölesine geldiginde sehrin kapisina
varmis olmalarina ragmen deveye israrla kölesini
bindirmesi ve kendisi yaya, kölesi ise devenin üzerinde
oldugu halde Sam'a girmesi, kâ'bina varilmaz bir
infâk tezâhürüdür.
Yine
Hazret-i Alî -radiyallâhü anh- ile Fâtimatü'z-Zehrâ
-radiyallâhü anhâ-, sadece iftâr edecek kadar yiyecekleri
varken, üç gün üstüste miskîn, yetîm ve esîrin gelip
Allâh rizâsi için istemelerine mukâbil iftarliklarini
verip kendileri üç gün su ile oruç tutmuslardir
ki, bu, ne ihtisamli bir infâk manzarasidir!
Yine
Yermuk Seferi'nde sehîd olmak üzere bulunan üç yarali
mücâhide ayri ayri verilmek istenen suyu her biri
digerine havâle etmis, neticede hiçbirine vefât
etmeden yetisilip su verilememis ve hepsi son nefesinde
bir yudum suya hasret olarak sehîd olmuslardir.
Bir bardak su, ortada kalmistir.
Bunlar,
infâkin en yüksek derecesi olan îsârlardir.
Îsâr,
kendinden koparip verme, kendi hakkini kardesine
devretme hâdisesidir ki, bugün cem'iyyetimizde yok
denecek kadar azdir. Ancak zekâtin biraz daha ötesine
gitmek, infâka daha fazla yer vermek tesvîk edilmeli
ve bu is müesseselestirerek düzenli bir sekle konulmalidir.
Bu müesseselerde ayni zamanda Islâm'a hizmet edecek
gayretli insanlar yetistirilmelidir. Ayrica ümmet-i
Muhammed'in istifâde edecegi hastanelerin, sifâhanelerin,
muzdariplerin kalacagi huzûr evlerinin yapilmasi
da, bugünkü toplum üzerine en ehemmiyetli bir vecîbedir.
Infâkin,
gerçek bir mü'minin tabîat-i asliyyesi olmasi zarûrîdir.
Cenâb-i Hakk:
"O
takvâ sâhipleri ki, bollukta da darlikta da Allâh
için infâk ederler; öfkelerini yutarlar ve insanlari
afvederler. Allâh da, (bu sekilde davranan) ihsân
sâhiblerini sever." (Âl-i Imrân, 134)
buyurmaktadir.
Rivâyete
göre Câfer Sâdik Hazretleri'nin bir kölesi vardi.
Kendisinin yakin hizmetlerini görürdü. Birgün köle,
getirmis oldugu içi çorba dolu bir kâseyi kazârâ
Câfer Hazretleri'nin üzerine döktü. Üstü basi çorbaya
bulanan Câfer Hazretleri de, öfke ile kölenin yüzüne
bakti. Bunun
üzerine köle:
"-Efendim
Kur'ân'da Hata! Yer imi tan?mlanmam??. takdîr buyuruluyor!"
diyerek bu husûsdaki âyet-i kerîmeyi okudu.
O
zaman Câfer Sâdik Hazretleri:
"-Öfkemi
yendim!" dedi.
Bu
sefer köle:
"-Kur'ân'da
ayni yerde Hata! Ba?vuru kayna?? bulunamad?. da
takdîr buyuruluyor!" dedi ve âyetin bu husûsla
alâkali kismini okudu.
Câfer
Hazretleri:
"-Haydi
bagisladim seni!.." dedi.
Bu
defâ da köle:
"-Kur'ân'da
ayni âyetin devaminda Hata! Ba?vuru kayna?? bulunamad?.
buyuruluyor!" diyerek âyetin, bu son kelimelerini
okudu.
Bunun
üzerine Câfer Sâdik Hazretleri:
"-Haydi
git, hürsün artik; seni Allâh için âzâd ettim!.."
dedi.
Bunlar,
ümmete nümûne olacak infâkin ne güzel müteselsil
tezâhürleridir.
Allâh Rasûlü'nün bildirdigi üzre, susuzluktan soluyan
bir köpege su veren günâhkâr bir kadin, sirf bu
merhamet tezâhürü sebebiyle binlerce günâhinin afva
mazhariyetiyle taltîf edilerek cennete nâil olmustur.
Buna mukâbil, kedisine merhametsiz davranarak, onun
açligina aldiris etmeyen bir kadin da cehenneme
dûçâr kilinmistir. Bu misâller, bir müslümanin gönül
âlemini istikâmetlendirmesi bakimindan ibretlidir.
Mü'min,
muzlim ve karanlik bir gecenin mehtâbi gibi derin,
hassâs, rakîk, digergâm, merhamet ve sefkat sâhibi,
cömert ve nûrlu olmalidir.
Kardeslik
duygularinin zayifladigi, ictimâî huzûr ve sükûnun
selb oldugu, kin ve husûmetin çogaldigi cemiyetimizde
bugün ciddî bir infâk seferberligine ihtiyaç vardir.
Muzdarip ve muhtaç insanlarin yerinde biz olabilirdik.
Bunun için onlara olan infâkimiz, Rabbimize karsi
bir sükür borcudur. Büyük velî Azîz Mahmûd Hüdâyî
Hazretleri, halkla beraber pâdisâhlari bile infâk
seferberligine dâvet etmistir. Sultan III. Murad'a
yazdigi bir mektupda söyle buyurur:
"-Deden
Kânûnî Sultan Süleyman nasil Istirancalar'dan su
getirip Istanbul halkini suya kavusturdu ise, sen
de Bolu ormanlarindan odun getirip bu kis Istanbul
halkinin fakîrlerine tevzî et!"
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|