Geri
TASAVVUF, NEFSİN HASTALIKLARININ ECZANESİDİR
..:: 1 ::..
(PROF. DR. ETHEM CEBECİOĞLU İLE RÖPORTAJ)
-
Hocam, tasavvufun İslam'daki yeri nedir?
-
Borçlanmayla alakalı olarak birisine borç verdiğimiz
zaman bu borç ödenecektir. Yani 1 milyar lira borç
verdiniz, 1 milyar lira alacaksınız. İslam hukuku
bunu gerektiriyor. Hukuk buna göredir. Ayete göre
vakti geldiğinde ödenmesi gerektiği anlatılıyor.
Bu temel bir hukuk kuralı olan konmuş fakat bu burada
bırakılmamış.
Ayeti
kerimede bir basamak ileri götürülmüş. Hani darda
kalındıysa ona bir süre verin diyor. Allah bunun
hayırlı olduğunu söylüyor. Hak olarak, normal olan
ödenmesidir. Ama durumu uygun olmayana bir mehil
tanımak, üçüncü aşamada ise bakıyorsunuz adam fakir,
bağışlayın, en hayırlısı da budur diyor. İslam burada
üç alternatif sunuyor. Herhangi bir konuda Kur'an-ı
Kerim'de bu şekilde fetva, takva, vefa dediğimiz
boyutlar açılım olarak zikredilmiş.
Mesela
bir kaza namazının farzını kaza ettiğimiz zaman
İslam ilmihallerine göre kaza yerini buluyor. Fakat
ben bazı şahıslar gördüm, sünnetleri de kaza ediyor.
Sünnetlerin kazası diye bir şey yok. Ama kendiliğinden
öyle hissediyor. Duyuşu o. Yani içindeki itici,
motive edici inanç gücü zamanında kılamadığı sünneti
de kaza etmesini sağlıyor. Aslında öyle bir şeye
gerek yok. Öyle bir şeye gerek olmamasına rağmen
kendiliğinden, Allah'a olan saygısı, imanının gücü,
artık ona ne derseniz deyin, bir yapı. Yani bir
imani yapının insanda meydana getirmiş olduğu itici
bir motivasyonla sünnetleri de kaza ediyor. Kılma
diyemezsiniz ama kılmasına da gerek yoktur. Kılana
kılma denemez, kılmayana da kıl denilmez. Çünkü
hukuk olarak, bir ilmihal kuralı olarak Hanefi mezhebine
göre sadece farz namazları kaza edilir.
Tasavvufun
İslam dinindeki yerine gelince... Tasavvufu, kısaca
takva hayatı olarak görüyorum. Yani tasavvuf kelimesini
hep ağır buluyorum ama kullanma mecburiyetinde kaldığım
için kullanıyorum. Yani bir bilim haline gelmiş.
Kendi başına ıstılahları var, terminolojisi var.
Kurallar geliştirmiş. Bir bağımsız ilmi disiplinle
olması gereken bütün özellikler tasavvufla bir ilim
olarak veyahut da tasavvufu bir ilim olarak ortaya
çıkarmıştır. Bir ilmin ilim olabilmesi için terminolojisi
gerekir, terim bilgisi gerekir. Bugün fıkıh içinde
vardır bu ıstılah, bu metodoloji hadis için de,
tefsir için de, tarih için de vardır. Bütün ilimler
için geçerlidir. Bu şekilde metodolojisi kurulmuş,
terminolojisi kurulmuş bir ilimseniz bağımsızlığınızı
ilan edersiniz.
Tasavvuf her birini asırda terminolojisi oluşmaya
başlamış, zühd hareketleriyle beraber ilk primitif
tasavvuf ifadelerinin, terimlerinin kurgulanmaya
başlandığını, inşaya başlandığını bir bilim olarak
tasavvufun üçüncü asırda da artık resmen ortaya
çıktığını, rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ve biz burada
tasavvuf kelimesiyle kastettiğimiz, İslam'ın daha
derin tefekkür ve duyuşlu bir takun boyutuyla yaşanması,
derinlikle, aşkla, vecdle yaşanmasıdır.
Bazıları
"tasavvuf ayrı bir dindir" diyerek ortaya
çıktılar. Bu iddia, tamamen yanlış bir iddiadır.
Ama bu isim konmuş bir kere. Bu nedenle, yani metodoljisi,
terminolojisi oluşması münasebetiyle bir bağımsızlığını
ilan etme söz konusudur. Bu ilan ile birlikte tasavvufa
bir ilim olarak yani insanların takvalı ve veralı
yaşamasının tasavvuf kelimesiyle anılması genelleştiği
için ben de onu kullanmak zorunda hissediyorum kendimi.
Bana
göre tasavvuf fazlalık bir isimdir. Bunun en büyük
ispatı da zamanımızda gördüğümüz tasavvuf büyükleridir.
Mesela Sami Efendi hazretleri. Hayatını yakından
inceledim. Baktım Kur'an-ı Kerim'in aynısı. Yani
Kur'an insanı, sünnet insanı. Hiçbir bidat yok.
Sahih ehli sünnet inancına mensup. Takva hayatı
var. Vera hayatı var. Aşk var, muhabbet var, rıza
var. İslam'ı
derin yaşamak, sevmek, sevdirmek var. Bu İslam-Müslüman
başka bir kelime bulamıyorum. Ama mecburen tasavvuf
ıstılah olarak kullanılır hale gelmesi münasebetiyle,
ıstılahı oluştuktan sonra, tasavvuf adını aldıktan
sonra bu gibi zevatı kirama muttaki, zahit gibi
isimler yerine mutasavvıf, sufi diye kelimeler kullanılır
olmuş.
-
Hocam, tasavvufu ahlak ile sınırlandırmıyor, "İslam'ın
diğer alanlarına da giren boyutları var" diyorsunuz.
Yani genel bir bakış açısıyla ele alıyorsunuz.
-
Tabi ki. Ben burada tasavvufu naçizane şöyle tanımlama
durumunda hissettim kendimi: Bir
çeyrek asırlık, bu işin akademisyeni olarak söylüyorum.
Vardığım bir tarif var. O tarifin çok makul olduğuna
inanıyorum. Kur'an-ı Kerim'i Peygamber efendimiz
gibi yaşamaya çalışmaktır. Kur'an-ı Kerim'i yaşamaktır
demiyorum, yaşamaya çalışmaktır diyorum. Yaşamaktır
kelimesi bir iddiadır. "Yaşamaya çalışmak"
mütevazı bir ifadedir. Çünkü hiçbir kimsenin Peygamberimiz
gibi İslam'ı yaşayabileceğine ben şahsen inanmıyorum.
O örnek, üsvei hasene, prototip müslüman örneğidir.
Herkes İslam'ını ona göre değerlendirecek. O, Kur'an-ı
Kerim'e göre değerlendirmiş.
Hz.
Aişe annemize sorulduğu zaman, "Ahlakı Kur'an'dan
ibaretti." diyor. Yani Peygamberimizi kısaca
"Kur'an insanı" diye tarif ediyor. Evliya
da, o muttakiler de, maneviyat erleri de Peygamberimiz
sallallahu aleyhi ve sellemin hayatını yaşayarak
Kur'an'ı anlamışlardır. Peygamberimizin hayatını
yaşamayan, O'nun yaşama halleri başından geçmeyen
bir insanın Kur'an-ı Kerim'i anlaması, yaşaması
mümkün değildir.
Mevlana
Celaleddin-i Rumi hazretleri Kur'an'ı Kerim'i en
iyi kimler anlar diyor, müfessirler değil diyor.
Kur'an-ı Kerim'i yaşayan anlar diyor. Yaşamayan
anlamaz. Yani sırf, işin teori kısmında kalıp da,
işin edebiyatını Kuru ilmi tarafını, zahiri tarafını
ele alıp hayatına geçirmeyen bir insanın Kur'an-ı
Kerim'i anlamayacağını söylüyor.
İşte
tasavvuf, bana göre Kur'an-ı Kerim'i yaşamanın,
ama Peygamberce yaşamanın, yaşamanın değil, yaşamaya
çalışmanın bir adı olmuş oluyor. İslam dinindeki
yeri kısaca bundan ibarettir. Herkesin bu açıdan
ihtiyacı vardır tasavvufa.
Çünkü
Allahu Teala, "Ya eyyuhellezine âmenu't takullahe,
hakka tukatih" diye bir ayeti kerime gönderiyor.
Sahabeyi Kiram, bunu ağır bulmuş. Yani takvayı layıkıyla
yaşayın diyor. Takvayı hakkıyla yaşamak kolay değil
tabii. Hemen ikinci ayeti kerimede bu hafifletilmiştir.
"Ya
eyyuhellezine amenu't takullahe mesteta'tum."
Ey insanlar gücünüz yettiği kadar, kabiliyetiniz
oranınca, potansiyeliniz ne kadarsa onun elverdiği
miktarda takvalı olunuz, diye herkese farklı takva
alanları çizmiş. Takva alanı dar olan insan var,
geniş olan var, çok geniş, engin, umman gibi olanlar
var. Hiç takvalı hayat yaşamayan insanlar da var.
Ve
ben şu kanaattayım yine, bu elimizdeki Kur'an-ı
Kerim, bütün insanların yapabileceği, sıradan bir
insanın da yapabileceği avam kitabıdır. Kur'an-ı
Kerim takva, bu avamın, herkesin yapabileceğinin
üzerine bir şeyler yapabilmeye çalışmaktır. Ve Kur'an-ı
Kerim'de sık sık bu konuya işaret edilir: "La
yes'elünnase ilhamâ" Sadakayı kime vereceksiniz
diyor. Herkese verirsiniz, ama bir ayrıcalık yapıyor
Cenabı Allah. Diyor ki, gizli fakirler var, utanmaktan
isteyemeyen insanlar var. Onlara verilmesi gerekir
diyor. Bu daha hayırlıdır, iyidir. İşte Kur'an-ı
Kerim, sık sık buralara atıfta bulunuyor. Takvalı
olursanız, iyi olur. Yani oruç tutamadıysanız fidye
verirsiniz. Ama tutarsanız sizin için daha da iyidir
diyor. Mesela yolculukta oruç tutulmaz, ama buna
rağmen tutarsan daha hayırlı olur manasına geldiği
için bazı büyükler Ramazan ayı gelince bir başka
memlekete gider, yolcu kalırlar. Ve yolculukla beraber
tuttukları için o hayır elde etme çabası içerisinde
hayırda yarışma konusunun mümessilleri olmuşlardır.
Şahsi
kanaatim, Kur'an-ı Kerim herkesin yaşayabileceği
bir kitaptır. Bir de bunun içerisinden daha özelleştirilmiş,
daha rafine, daha sofistike, ince bir İslam'ı çıkarmak
da gene bu kitabın içerisinden mümkündür. Ama çıkarmazsanız
yine cennete girersiniz. Mesela kırkta bir zekat
verin. Bunu herkes verir. Avam tabakası, havassanız
malınız kırkta 10'unu verirsiniz, kırkta 20'sini
verirsiniz, Hz. Ömer gibi. Ehassul Havassanız Hz.
Ebu Bekir gibi malınızın tamamını verirsiniz. İslamiyet,
bunlara kapı açmıştır. Herkes buna mecbur değildir.
Mecburi İslam kırkta birini gerektirir. İşte tasavvufun
İslam'daki yeri, takva boyutuyla ek alınırsa çözebileceği
kanaatini ifade etmekten hiçbir platforma çekinmeden
söyleyebilirim.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|