Geri
TASAVVUFÎ TERİMLER (T)
..:: 1 ::..
TA'ÂM:
Arapça, yemek demektir. Tasavvuf! edepler arasında
az yemek önem taşır. Cüneyd-i Bağdadî, Allah'ın
rahmetinin, sûfîlerin üzerine üç yerde indiğini
söyler ki bunlar: Yemek yedikleri zaman; onlar yemeği
ancak yeterince yerler. Aralarında ilim müzakeresi
yaparken; sûfîler sadece evliyanın hallerini anlatırlar.
Sema yaptıklarında; onlar, ancak hakkan işitirler.
Sûfiler çok acıkmadıkça yemezler, yediklerinde de
ölçüye dikkat ederler. Yine sûfîler, sofrayı ganimet
bilmez, yemek yerken aşırıya kaçmaz ve başkalarına
da yük olmazlar.
Az
yemekten evliya olur kişi,
Az
yiyenlerin hakdır teşvişi,
Çok
yiyenlerdir ibâdet etmeyen,
Çok
yiyendir doğru yola gitmeyen.
Eşrefzâde
TA'N
ETMEK: Arapça, ta'n dürtmek demektir.
Kınamak ve aleyhde bulunmayı da ifade eder. Ta'n
eden bizden, ettiren ise bizden değil: Bu, taş atan
bizden, attıran bizden değil anlamında da kullanılır.
Bu söz, tasavvuf yoluna giren kişinin, bağlı bulunduğu
yola tenkit getirecek davranışlarda bulunmaktan
sakınması, ölçülü olması ve dikkatli konuşması gerektiğini
bildirir. Bu konuda Kur'an'da da şu mealde bir uyarı
vardır: "Onların Allah'tan gayrî taptık (ilah)
larına sövmeyin, sonra onlar da bilmeyerek Allah'a
söverler..." (En'âm/108).
Zâhid
bize ta'n eyleme
Hak
ismin okur dilimiz
Sakın
efsane söyleme,
Hazrete
varır yolumuz.
Bezcizade
Muhyiddin
TÂ'AT:
Arapça, itaat, muvafakat, emre boyun eğme gibi anlamları
ihtiva eden bir kelime. Seyyid Şerif tâatı, bir
emre isteyerek muvafakat etme, şeklinde tanımlar.
Tâat ona ve Mu'tezile'ye göre, Allah'tan başkası
için caiz olup, bu, irâdenin muvafakatidir (Emrin
değil). Sülemî, tâatın nedenini, cehennem korkusu,
cennet ümidi ve Allah'ın rızasına bağlar. İbadete
verilen mânâlardan biri de tâattir. Allah'ın emirlerine
uyana muti veya ehl-i tâ'at denir.
TA'AYYÜN:
Arapça belirme, anlamında bir kelime. Vahdet-i vücuddaki
zattan ilk ortaya çıkan, beliren varlık mertebesine,
ta'ayyün-i evvel (ilk belirme); ikinci varlık mertebesine
de ta'ayyün-i sânî (ikinci belirme) denir. Ta'ayyünler
cüz'î ve küllî olmak üzere iki türlüdür.
TAB:
Tabiat, mizaç anlamlarında Arapça bir kelime. Her
şahsın hakkında, kendisiyle ilmin öne geçtiği şeye
tab' denir.
TABAKA:
Mertebe, menzile hal anlamlarını içeren Arapça bir
kelime. Şeyhlerle buluşma, onlardan tasavvuf eğitimi
alma ve aynı yaşta olanların oluşturduğu cemaate
tabaka denir.
TABAKAT:
Arapça, tabakalar, mertebeler anlamında çoğul bir
kelime. Biyografileri, toplu olarak ihtiva eden
kitaplar.
TABİ'AT:
Tabiat, seciye, karakter anlamlarında Arapça bir
kelime. Cürcanî bunu, "cisimlere sirayet eden
bir kuvvet olup, cisim onunla tabiî olgunluğuna
ulaşır" diye tanımlamıştır.
TABİB-İ
RUHANÎ: Arapça, maneviyat
doktoru demektir. Seyyid Şerife göre, maneviyat
doktoru arif bir kişi olan şeyhtir. O, bu tıb ile
kemâle erdirir, doğruya iletir. Eğer islâm'da bir
psikolojiden bahsedilecek ise, en mükemmel psikologlar,
sûfîlerdir. Zira onlar insanın iç âlemini keşfe
çıkmış, durmak bilmeyen gezgin-kâşiflerdir.
TABİRNAME:
Arapça ve Farsça iki kelime-den meydana gelen bir
sözcük, yorum mektubu anlamında. Uykuda görülen
rüyaları yorumlamak üzere yazılan kitaplara, tabirname
denir.
TÂC:
Farsça, süslü başlık anlamında bir kelime. Hükümdarların
resmî günlerde, başlarına giydikleri murassa başlık.
Bazı şeyh ve dervişlerin başlarına giydikleri çeşitli
şekillerdeki külah, tâc olarak adlandırılır. Bu
taca bakarak, giyen kişinin hangi tarikat-ten olduğu
anlaşılırdı. Bu tâc, dövme yünden yapılırdı. Mevlevîlerin
giydiği taca, sikke adı verilir. Tacın üst kısmına
kubbe, başa geçen kısmına lenger denir. Tâcname
: Taç geleneğini rivayetleriyle bildiren, her tarikatın
taçlarını, şekillerini, destârlarını tesbit eden
kitaplara denir.
TAÇ
GİYDİRİLMEK: Şeyhler tarafından müridlere
törenle taç giydirilme töreni. Tasavvuf yolunda
ilerleyip, olgunlaşan ve bu şekilde irşâd seviyesine
gelenlere, şeyh tarafından taç giydirilir, ellerine
de mühürlü bir "icazetname" veya "hilâfetnâme"
verilir ki, bu bir tür diplomadır. Hırka da aynı
durumda olanlara, törenle giydirilirdi. Meselâ Kâdiriyye
tarikatında Şeyh, Fatiha suresini okur, Allah ve
Peygamberimiz (s) den vekâlet kastederek, kendi
eliyle hırkayı giydirir. Ondan sonra tarikat silsilesini
okur ve şunları söyler: "Benim şeyhim Ahmed
Efendi, bana mübarek eliyle giydirdi ve ona da şeyhi
Hüseyin Efendi giydirdi. Ona da şeyhi Es'ad Efendi
giydirdi..." bu isim silsilesini sonuna kadar
okuyarak "ben dahi şeyhimin giydirdiği minval
üzere sana giydiriyorum" der, veyahut icazetnameyi
okur, tören bu şekilde sona ererdi.
TAHAKKUK:
Arapça, gerçekleşme demektir. Kâşânî, "Hakk'ı
isimlerinin şekilleri olan âlemlerde görmektir.
Bu durumda mütehakkık, ne Hak ile halktan, ne de
halk ile Hak'tan perdelidir" şeklinde tanımlar.
Hafnî de bu terimi şöyle tarif eder: "İnandığı
kişi (Allah'ın) huzurunda sürekli durduğunu kalben
anlamak". Bu, bir tür ihsan manasınadır. Yine,
sûfînin Allah'ın verdiği ilimle, İlâhî hakikate
erip, o hakikatle mütahakkık olursa, bu duruma tahakkuk
denir. Serrâc, kulun hakikati bulmak ve Hakk'a ermek
üzere bütün gücünü sarfetmesine tahakkuk, der. Bu
durumdakilere ehl-i tahkîk veya ehl-i tahakkuk adı
verilir.
TAHALLÎ:
Bir şeyin tatlı ve hoş olması, süslenmek gibi manaları
ihtiva eden Arapça bir kelime. Kötü huyları terkedip,
güzel huylarla bezenmeye tahallî denir. Söz ve davranışlarda
sadıklara benzemeye tahallî denmekle birlikte, sırf
dış benzeme yeterli değildir. Zira, Hz. Peygamber
(s), imanın temenni ve tahallî ile olmayacağını,
kalpte duyulup, amellerin de onu doğrulaması şeklinde
ortaya çıkması gerektiğini söyler. Kur'an ahlâkı,
bir müslümanın süsüdür. Hz. Peygamber'in bu ahlâkla
tam anlamıyla mütehallî olduğunu görüyoruz.
TAHALLÎ:
Arapça, terketmek, boşlamak, yalnız başına kalmak
gibi mânâları olan bir kelime. Tasavvufta ise, kişinin
kendisini Hak'tan alıkoyan şeylerden yüz çevirerek
halveti tercih etmesidir, şeklinde açıklanır. Bu
mânâda tahallî, uzlet, yani insanlardan ayrılmadır.
Nefsinden ayrılıp Allah'a yönelmek de tahallî olarak
değerlendirilmiştir.
TAHARET:
Arapça temizlik demektir. Şeriatta, belirli azaları,
özel şekilde yıkamaya taharet denir. Bir sûfî için,
en sevimli şey, taharet ve nezâfettir: Elbiseyi
temiz tutmak, misvak kullanmaya devam etmek, yaz-kış
her Cum'a günü yıkanmak, güzel koku sürünmek, akar
sulardan hoşlanmak, gusle devam, abdest üzerine
abdest almak. Kalp temizliği; onu şüpheden, çekememezlikten,
şirkten ve töhmetten kurtarmakla olur.
TÂHATTUM:
Yüzük takmak, bilmez görünüp susmak, bir şeyi saklamak
mânâlarını ihtiva eden Arapça bir kelime. Ariflerin
kalbi üzerinde bulunan Hakk'ın alâmeti.
TÂHAYYÜR:
Arapça, hayrete düşmeği ifade eder. Matlûbuna ulaştığı
sırada arif kişilerin kalplerine inen şey. Bazı
sûfîler tahayyürü şöyle tanımlar: Tahayyür; önce
vuslat, sonra fakr sonra da şaşkınlığa düşmek şeklinde
ortaya çıkar.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|