Geri
TASAVVUFÎ TERİMLER (R)
..:: 1 ::..
RAB:
Arapça, terbiye eden, doyuran, yetiştiren vs. gibi
anlamları olan bir kelime. Zâtın, ruhî veya cismânî
gayb varlıklarına olan nisbeti bakımından, Hakk'ın
bir ismidir. Allah'ın Rab isminin, fonksiyon olarak
işlerlik kazandığı her şey, merbûb dairesinde mütalaa
edilir. Allah'ın zatî, rubûbî isimlerin menşeidir.
er-Razzâk ve el-Hafîz gibi isimler böyledir. Rab
ismi de, merbûbun varlığını gerektiren ve gerçekleştiren
bir isimdir.
RABBANİ:
Rabba mensub, Allah adamı anlamına Arapça bir kelime.
Velilere, Rabbânî de denir. Yani, bu manada Rabbânî,
Allah dostu, Allah'ı bilen, tanıyan ve ona amelen,
fikren yakın olan kimse demektir. İlim ve dinde
derinleşmiş, ilmini hayatına geçirmeye muvaffak
olmuş kimselere de, Rabbânî adı verilir.
RABBU'L-ERBAB:
Arapça, Rablerin Rabbi yani, terbiye edenlerin terbiye
edicisi demektir. Rabbü'l-Erbâb, gayelerin gayesi
ve bütün isimlerin menşei olan ilk belirlenme (ta'ayyun-i
evvel) ve ism-i a'zam itibariyle, Hak'dır. Bütün
istekler O'na yönelir. O, her hususu hâvîdir. Necm
süresindeki (âyet: 42)
"Ve
şüphesiz en son varış, Rabbinedir" ifadesiyle,
bu hususa işaret vardır. Zira, Hz. Peygamber (s),
ilk belirişin ortaya çıkış yeridir. O'na mahsus
olan rubûbiyyet, en büyük rûbûbiyyettir.
Sedd-i
reh olmadı sidre-i bezm-i melekût
Kıldı
azm-i harem-i halvet-i Rabbü'l-erbâb
Fâzıl
RABITA
: Arapça, bağlayan, rapteden demektir. Tasavvuf?
olarak, müridin zihnî planda, tefekkür ve muhayyile
gücünü kullanarak mürşidiyle "beraberlik"
halinde olmasını ifade eder. Ruhî terbiye için,
bu mânâ beraberliğine ihtiyaç olduğu kaydedilir.
Nakşibendîlikte rabıta önem arzetmekle birlikte,
asıl değildir. Diğer tasavvuf okullarında da, ismen
olmasa bile, mânâ olarak rabıta vardır. Râbıta'ya,
sevgi anlamı da yüklenmiştir. Meselâ, sevgi rabıtası
için şu tarif verilir: "Mürşidin şeyhini severek,
yâd etmesi ve suretini zihninde canlandırmasıdır".
Kalbî rabıta diye verilen bir tarif de şöyledir:
"Müridin, kalben şeyhi ile beraber olmasıdır".
Bu mânâ birliğinin, müridi şeyhinde fânî olmaya
yani, onun hâli ile hallenmeye götürdüğü söylenir.
Rabıta için sufiler "Sâdıklarla beraber olunuz"
(Tevbe/119) âyetini baz olarak alırlar. Kişinin
sevdiğiyle beraber olduğunu bildiren hadis-i şerifler,
rabıtadaki muhabbet keyfiyetini açıklayıcı olarak
düşünülmektedir. Şeyh Abdülhakim Arvasî (k), namaz
esnasında rabıtanın sakıncalı olduğunu ve bu sebeple,
namazda sadece Allah'a rabıta yapılması gerektiğini
söyler. Rabıta, her şeyden önce, psikolojik muhtevasıyla
insanî bir olaydır. Kundaktaki çocuğuna duyduğu
aşırı sevginin, o çocuğun annesinin süt ve gıda
ihtiyacını hafif bir göğüs sızısı ile hissettirmesi
ve bu gibi örnekler çoğaltılarak, rabıtanın insanî,
fıtrî ve tabiî bir olay olduğu hususu kolayca anlaşılabilir.
Bir insanın öğretmenine, annesine, babasına, kardeşine,
eşine, dinine, Kur'ân-ı Kerim'e ve âlemlerin Rabbi
olan Allah'a duyduğu sevgi, bir rabıtadır. Bu, insanın
etrafını kuşatan âfâk (obje) ile derunî temasını
ve yakınlaşmasını sağlayan önemli bir araçtır. Bu
sevgi olmasa, varlığın devamı mümkün olmazdı. Rabıta,
tasavvuf! planda, hiç bir mutasavvıf tarafından,
insanın insanı tanrı edinmesi şeklinde açıklanmamış,
ancak müridin şeyhine olan aşırı sevgisi, tasavvuf
psikolojisi tatmamış kişiler tarafından, farklı
biçimde yorumlanmıştır. Müridin şeyhine olan rabıtası,
(özellikle Nakşî sülukunda) murakabe'ye kadardır.
Ondan sonra, müridin sadece Allah'a rabıta yapması
gerekir, o durumuyla yine şeyhine rabıtaya devam
eden kişi, manevî açıdan gerilemeye duçar olur.
Zira şeyhe rabıta yapma, nihai rabıta olan Allah'a
rabıtanın bir ön hazırlayıcısı hüviyetindedir, ilki,
yüzme eğitimini alan; ikincisi de, eğitimini tamamlamış,
denizde bilfiil yüzen kişinin durumu ile mukayese
edilir. Bu örnekte görüldüğü üzere, ikinci durum,
birinciden daha ileridir, daha olgundur.
RACÜL-İ
HASSA: Arapça, özel adam demektir. Manevî
güç sahibi, özel kişiler için kullanılan bir ifâdedir.
Hz. Adem'e ait bazı özellikleri taşıyan kimselere
denir ve sayılarının üçyüz kişi olduğu kaydedilir.
RACÜL-İ
KAMİL: Arapça, olgun insan demektir. Manevî
güç sahibi bir grup veli. Hz. Nuh'un kalbi üzerine,
her asırda kırk kişi yetişir. Ümmet-i Muhammed (s)
'den olmakla birlikte, diğer peygamberlerin manevî
mirasına sahip bu kişiler hakkında, "Ümmetimden,
Hz. Nuh'un kalbi üzere kırk kişi vardır" hadis-i
şerifi kaydedilir.
RACÜL-RİCÂL:
Arapça, erkek anlamında bir kelime. Allah'ın veliliğine
layık olmuş kişiler ki, bu mânâda kadınlardan da
recül olur. Bunlara "ticaret ve alışverişin,
Allah'ı zikirden alıkoymadığı erkekler..."
âyetiyle işaret edilmiştir (Nur/37).
İki türlü rical vardır :
1
Ricâl-i aded : Bunların sayıları bellidir.
1 tane kutub, 2 tane imamân, 4 tane veted, 7 tane
bedel, büdelâ veya ebdâl, 12 tane nakib, nükebâ,
40 tane recebî, recebiyyun, 300 tane müctebâ.
2.
Ricâlü'l-Merâtib : Sayıları belli değildir; bunlar,
melâmiyyun, fukara, sufiler, âbidler, zâhidler,
efrâd, ümenâ, kurrâ, ahbâb (verese, evliya)vb'dir.
Otuzüç çeşit evliyanın varlığından bahsedilir.
RAĞBET:
Arapça, isteme, arzulama demektir. Nefsin sevaba,
kalbin hakikate, sırrın Hakk'a rağbet etmesine denir.
Dünyaya veya âhirete duyulan meyle de rağbet denir.
RAHAT:
Arapça, dinlenme manasınadır. Tasavvuf erbabına
göre, bu dünya bir rahat yeri değildir: "La
râhate lenâ fi'd-dünya". Ancak "dünya
hayatına razı olup, rahat buldular" (Yunus/7)
âyetindeki tipler için, burası, huzur yeridir. Aynı
âyetin başında "Allah'a kavuşacaklarını ummayanlar..."
ifadesiyle, bunların maddeci bir karaktere sahip
olduğu belirtilmektedir.
RAH-I
HAK: Hak yolu manasına Farsça-Arapça bir
ifâde. Allah yolu, sırat-ı müstakim.
RAHMANİYYE:
Halvetiliğin Kabil kolu. RAHMANİYYE: İsim ve sıfatların,
hakikatlarıyla ortaya çıkışı. Rahmaniyye mertebesinde
zuhur eden isim, er-Rahmân'dır.
RAHİB:
Arapça, korkan demektir. Halktan ayrılan ve mâsivâdan
sıyrılıp, kendisini sadece Allah'a adayan, çileci
Hıristiyan din adamı. Bu hayatı yaşayanlar, evlenmezlerdi.
İslam'da bu tür ruhbanlık hayatı yoktur.
RAHMANİYYUN:
Rahman'a mensup olanlar anlamında, Arapça bir kelime.
Veliler hiyerarşisindeki tabakalardan biri. Tasavvufa
dair eserlerde, "her asırda, üç kişiden ibaret
olan Rahmâniyyun, taşa sürtülen demirin çıkardığı
ses gibi, gizliden sesler duyarlar. Bu sesten, Allah'ın
muradını anlayarak, ona göre vazife yaparlar".
Rahmâniyyun tabakası ebdâl-ı seb'a'ya benzetilirse
de, bu doğru değildir.
RAHMAN-RAHİM:
Arapça, çok acıyan demektir. Kemalâtın, mü'minlere
mâ'rifet, tevhid vs. şeklinde feyz halinde gelip
yerleşmesine, rahim denir. İlâhî hazrette kendisinden,
varlığı ve mümkünlere ait kemalâtı doyuran şeyi
indiren, toplu isimler bakımından, Hakk'a Rahman
adı verilir.
RAHMET:
Arapça, acımak demektir. Hz. Peygamber (s)'in, Delâil'de
kaydedilen ikiyüz bir isminden biri, Allah'ın iki
türlü acıması söz konusudur: 1. Rahman : Umumi acıma
ki mü'min, kâfir herkesi içine alır, bu dünyada
tecelli eder: 2 - Rahim : Ahirette ve sadece mü'minlere
olan acıma. Özel rahmet.
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|