Geri

TASAVVUFÎ TERİMLER (M)
..:: 10 ::..

   MUHÂDESE : Arapça, sohbet etmek, demektir. Hakk'ın, Tur dağında Hz. Musa'ya ağaçtan seslendiği gibi, kuluna mülk alemindeki suretlerden hitab etmesi.

   MUHALEFET: Arapça, karşı çıkmak, muhalefet etmek anlamındadır. Nefse karşı çıkmak ibadetin başıdır. Şeyhlerden birine İslâm'dan sorulunca, "nefsin, muhalefet (karşı çıkma) kılıçlarıyla boğazlanmasıdır" karşılığını vermiştir.

   MUHASEBE: Arapça, hesaplaşma, hesaba çekilmek anlamlarına gelir. Nefsini, adım adım, soluk soluk hesaba çeken kişinin kıyamette hasreti az, Arasat meydanında vakfeleri çok
olur. Nefsin irtibatları altıdır: 1- Müşarekeyle 2- Murakabeyle, 3-Muhasebeyle, 4- Muâkabeyle, 5- Mücahedeyle, 6- Muayeneyle irtibatı. Bunlar böylece altı makamdır. Kısaca muhasebe, nefsin yaptığı iyi ve kötü işler açısından kendini hesaba çekmesidir. "Nefislerinizi ölmeden önce hesaba çekiniz" hadisi ile buna işaret olunur.

   MUHASİBİYYE: Ebu Abdullahi'l-Haris b. Esedi'l-Muhasibî (ö. 243/857)'ye dayandırılan bir tasavvuf okulu.

   MUHAZÂT: Arapça, birinin karşısına geçip hizasında oturmak, karşı karşıya hizaya gelmek gibi anlamları olan bir kelime. Salikin murakabede, Hakk'ın veçhiyle hazır bulunması. Bu murakabe, saliki, Hakk'ın gayri herşeyden sıyırır ve sonunda, gaybeti sebebiyle, hiçbirşeyi görmez hale gelir.

   MUHEYYEMÛN: Arapça, aşırı şaşkınlığa düşenler, demektir. Bir grup melek. Onlar, Allah'ın güzelliğini seyre o denli dalmışlardır ki, Hz.Adem'in bile yaratıldığının farkında değildirler. (Ahh!...) Bunlar, Âlûn melekleridir: cemal nuruyla kendilerinden geçtikleri için Hz. Adem'e secde ile emrolunmamışlardır. Bunlara Kerrûbiyyûn adı da verilir. Rivayete göre, Hz. Adem'in yaratıldığından hâlâ habersizdirler.

   MUHİB: Arapça, seven demektir. Tasavvuf yolunu ve o yolda gidenleri seveni ifade eder. Tasavvuf yolunu seven, fakat o yola girmemiş kişiye muhib derler. Bektaşîlik'te Muhiblik ilk derecedir. Bundan sonra dervişlik, babalık ve halifelik gelir. Mevlevî muhibleri için tekkede ayrı yerler olur.

      Mürid muhib çok olgun
      Deyu canlar azdırub,
      Ucb ile kendini gösteren
      Bel'am isen haber ver.

   MUHİB AYİNİ: Bektaşîlikte, tarikata girme münasebetiyle yapılan törene, "muhib âyini" denir. Bu tören, Perşembeyi Cumaya bağlayan Cum'a gecesi, veya Pazarı
Pazartesiye bağlayan Pazartesi gecesi yapılırdı. Tarikata girecek aday, o gece kurbanını dergaha götürür veya kurbanın bedelini verirdi. O akşam âyin (tören)'de yenilecek içilecek herşeyin masrafı da, bu adaya ait olurdu. Bu âyin, diğer âyinlerden daha uzundu.

   MUHYEVİYYE: Bkz. Ekberiyye.

   MUKABELE: Arapça, karşılaşmak, biriyle karşı karşıya gelmek anlamındadır. Dervişler, zikir çekerken karşılıklı halka halinde otururlar. Bu şekilde karşılıklı oturmaları veya toplu halde şeyhin karşısında bulunmaları sebebiyle, zikr toplantısına mukabele denmiştir. Mevleviler de, Sultan Veled Devri, veya Devr-i Veledî diye, semadan önce, Semâhâne'nin etrafında üç kez dönülen törende, şeyh postunun önünde, dervişler birbirlerine niyaz ederler ki, işte bu sebepten Mevlevîler'in semâma da mukabele adı verilir. Camide, hafızın cemaatı karşısına alıp    Kur'an okumasına da mukabele denir.

   MUKABELE GÜNÜ: Dergahlarda, mukabelenin (zikr töreninin) icra edildiği güne, mukabele günü denirdi. Her tarikatın veya tekkenin mukabele günü farklıydı. Mesela Kelâmî Dergâhı'nda, Şeyh Muhammed Es'ad Erbilî (k.) Hazretlerinin mukabele günü, Cum'a idi.

   MUKÂBELE-İ ŞERİF: Arapça, şerefli mukabele demektir. Mevlevi zikr tören(ayin)ine, Mukâbele-i Şerif denirdi. Bütün muhiblerin iştirakini sağlamak üzere, tatil olan cuma günü yapılırdı.

   MUKARREBÛN: Arapça, yakınlaştırılanlar demektir. Allah'a yakın olan velîlere denir. Peygamberler ve melekler hakkında da kullanılır.

   MUKTESİD : Arapça, yaptığı işte ifrat ve tefritten kaçınan kimse demektir, modern Arapça'da ekonomist manasına da gelir.
   Fiillerine sahip kimseye muktesid denir. Muktesid, belâ zamanında sabırlıdır, müjdeci ve korkutucu motivasyonlarla harekete geçer, Allah'ı, âhiret korkusuyla sever.

   MUM: Mum mecazı, pervane kelebeğiyle birlikte kullanılır. Mum aşık olunanı, yani Allah'ı, pervane de, Allah'a aşık olan kişiyi temsil eder. Gezegenlerin güneş etrafında döndüğü gibi, pervane de mumun ateşi etrafında döner, döndükçe daire daralır. Ve sonunda pervane ateşle bütünleşip, cismini ateşe dönüştürür. Yani, seven sevdiğine kavuşup onun rengiyle (sıbğatullah, renksizlik) boyanır.
   Türbelerde yakılan mum, acaba bu mecazi anlatıma binâen midir? Türbede yatan Allah dostunun bir aşk ateşi olduğu, ziyaretçilerin de bu ışık ve ateşin etrafında dönüp pervane gibi nasib aldığı düşünülebilir. Fakat herşeye rağmen, türbelerde yakılan mumun islâmî ve tasavvufî bir temele dayandığı söylenemez.

   MUM ALAY: Eskiden, Medine-i Münevvere'de, Teravih namazlarından sonra, sevgili Peygamber Efendimiz (s.)'in türbesinde yapılan bir tören. Şeyhulharem biniş giyerek, Şam Kapısı'ndan, şamdanla, Hz. Peygamber (s.)'in huzuruna girer. Diğer hizmetliler de, salavat okuyarak onu takibederlerdi. Mescid-i Nebevî'nin kumluğunda toplanan cemaat salavat getirirken, içeri girenlerden güzel sesli birisi, Peygamber Efendimiz (s.)'in kabrine karşı bir Na'at okuduktan sonra, din ve devlete dua edilerek merasim bitirilirdi.

   MUNKATI-I VAHDANİ: Arapça, bir olana bağlanmak demektir. Bu, cem hazreti olup, onda başkasının ayn'ı ve eser(iz)i yoktur. Bu, başkalarından kesilme mahalli ve ehadiyyetü'l-cem'in aynıdır. Buna, işaretin kesilmesi, vücud hazreti, cem hazreti de denir.

   MURÂD: Arapça, istenen, maksad, vs. gibi manalara gelen bir kelime. İradesi kalmamış arife, murad denir. Bu durumdaki arif, nihayetlere varmıştır. Haller, makamlar, maksadlar ve irâdeleri geçmiştir. Bunlar muhib değil (seven) mahbûb (sevilen) durlar.

   MURADİYYE: Şeyh Muhammed Murad b. Ali b. Dâvud b. Kemâleddin el-Hanefî el-Buharî tarafından kurulmuş olup, Nakşibendî kollarından birisidir.

   MURAKABE : Arapça gözetlemek, korumak, kontrol etmek demektir. Allah'ı kalp ile düşünmek.
   Allah'ın, her zaman, her yerde hâzır ve nazır olup kendini görüp, işittiğini bilinç olarak yaşamak. Tasavvuf okullarında murakabe, bir ders olup, gece yarısı dizüstü oturularak, vücudun hiçbir uzvunu kımıldatmadan, gözleri yummak suretiyle yapılır. Sadece Allah düşünülür, 15 dakikadan 3 saate kadar bu durumda devam edilir. Bu durumda, dervişe manevî âlemden çeşitli feyzler gelir. Bir kanaate göre, murakabenin hakikati, Allah'ı görür gibi ibadet etmektir. Avammın murakabesi, Allah'tan korkmak (havf) iken, havassınki Allah'tan ümit etmektir (reca). ibn Atâ'ya en faziletli taâtın ne olduğu sorulunca, "her zaman Hakk'a murakabeye devam etmektir" karşılığını vermiştir. Yine murakabenin alametinin, Allah'ın tercih ettiğini tercih etmek, O'nun yücelttiğini yüceltmek, küçülttüğünü küçültmek olduğu, kaydedilir. Gizli ve açıkta Allah için ihlaslı olmak da, havassın murakabesi sayılmıştır.

<<< ?nceki Sayfa| Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

 
Ziyaretçi Sayısı : 1571976