Geri
TASAVVUFÎ TERİMLER (I)
..:: 1 ::..
IRAKIYYE
:
Muhammed b. Irakî el-Musavî tarafından kurulmuş
bir tasavvuf okuludur.
ISTIFA: Bir şeyin güzidesini seçmek, tercih etmek
manasına Arapça bir kelime. Tasavvufta seçilmiş
kul, baştan beri İlâhî tutuşun altında rehindir.
Hakim Tirmizî, müctebânın da seçilmiş (Mustafâ)
olduğunu söyler. İşin başında kendisi için hazırlanan
mertebe dolayısıyla, bu kişinin nefsi gitmemiştir.
Durum böyle olmasa bu nefis, ikram edilmiş aziz
bir makama helal olurdu. Bu sebeble o, nefsi ve
seçilmişlik makamı arasında tam bir engel ile perdelidir.
Hatta bu, Allah'ın ata (bağış) lan konusunda kalbe
iştirak etmez, ancak Allah, inayeti (manevî yardımı)
ile bu nefsi kendisine dost edinir. Bu nefse Allah,
dayanacağı miktarda ilhâmî bağış nurlarını, azar
azar döker. Sonunda o kulda, arzular ve dünya şehvetleri
kaybolur. Böylece Allah, onu yakınlık ve bağış tatlılığı
ile sarhoş eder. O vakit, büyük yakınlık makamına
ulaşır. Kalbten alman şey, bu makamda alınır. Burada
kalp ile onun arasında bir engel bulunmaz. Zira
bu durumda o, nefsin şehvetlerle kirletemeyeceği
derecede, Allah'a boyun eğmiştir. Nefsinde istek
ve şehvet kalmamıştır. Artık her şey, Allah'ın dilemesi
ve takdiri ile olmaktadır. Bu nefis, kendi isteği
ile Allah'a teslim olmuştur. O sırada kalple beraber
nefis, mülkten mülke, mertebeden mertebeye intikal
etmektedir. Bu gidişin sonunda o, büyük sıddıkiyet
makamına kavuşur. Bu büyük makamı, Allah kendi huzurunda
bu nefis için hazırlamıştır. Bu makama ulaşır, kendisine
açılır, sonra döner ve Allah'ın kabzası (kontrolü)
'nda olur. Nitekim Allah En'am Sûresinin 87. âyetinde
şöyle buyurmuştur: "Onları seçtik ve doğru
yola erdirdik", istifa, Allah tarafından seçilmedir,
hidayet de yine Allah tarafındandır. Yine Hac Sûresi
75. âyetinde şöyle buyrulur: "Allah, insan
ve meleklerden bazılarını resul olarak seçti".
Başlangıcın nefsin ile, seçilmen ise, nefsinden
dolayıdır, istifa konusu, bazı sûfilerce şu şekilde
yorumlanır: istifa; Allah'ın kulun kalbini, kendisini
tanımak üzere boşaltması, neticede bu, marifetin,
kalpte safâyı yayması demektir. Bu dereceye ulaşma
konusunda, mü'minlerin havassı, avammı, âsi veya
mutî olanı, velî veya peygamber olanı eşittirler.
Kur'an'da Allah şöyle buyurur: "Kullarımızdan
dilediklerimizi Kitab'a mirasçı kıldık, onların
bir kısmı zalim, bir kısmı muktesid (orta), bir
kısmı da hayırda ileri gitmiştir" (Fatır/32).
İSTİLÂM:
Arapça,
kesmek, kökünden sökmek mânâsına gelen bir kelimedir.
Tasavvuf ıstılahında, kalpteki aşırı sevgiye denir,
istilâm; Hakk'ın, kulu kendisine mağlub eden galebeleridir.
Bu da, kulun iradesini kaldırması konusunda lütuf
imtihanı ile olur. Serrâc'a göre istilâm şudur:
Sufiyye yoluna giren sadık mürid, o yolda, içini
ve dışını hâlis kılar. Kalbine Hakk'ın nuru değer,
orada ilhâmî bilgi zuhur eder, kendini kaplayan
vecd halinde lahzalar devam eder. Bu vecd hali arttıkça,
sevgisi de artar, işte bu duruma, sûfiyye ıstılahında
istilâm denir. Zira bu durumda kalp, sultan-ı veled
ile meşgul olur ve onda sükûnet bulur.
ISTINA':
iyi yapmak, birisini seçm.ek, dostlar, için davet
ve ziyaret tertip etmek vs. gibi manaları ifade
eden Arapça bir kelime. Allah'ın kulunu güzel ahlâkla
süslemesi, onu nefsanî özelliklerden sıyırıp, iyi
özelliklerle muttasıf kılması. Allah, bu dereceyi
enbiyâ ve sıddîklara tahsis etmiştir. Nitekim Tâhâ
sûresinin 41. âyetinde, "seni kendim için ayırdım"
ifadesi ile Hz. Musa'nın, İlâhî bir terbiyeye maruz
kaldığını görürüz. Buradaki ıştına', ifade ettiği
mana ile, Allah'ın sıddîklara olduğu gibi, nebîlere
de tahsîs ettiği yüksek bir makamdır. Harraz bu
konuyu açıklarken, "Allah'tan gelen ilk şey,
bu gibi kulları kendi için ayırması (seçmesi) dır.
Bu da, sürekli tevhid halinin ortaya çıkışı bakımından,
tevhide ilk giriştir." der. Bu mânâda sâlikin,
Allah'a doğru (yani mükemmelleşmeye doğru) yol alırken,
tüm kötü özelliklerinden, nefsinin arzularından
ve şehvetlerinden sıyrılması ve Allah'da, Allah'tan,
Allah için ve Allah'la varlığını sürdürmesi, söz
konusudur. Böylece kul, itaatkâr, Allah'a bağlı
ve Rabbânî hale gelir. Tam anlamıyla sâdık ve sıddîk
olur. Ancak, Allah için nazar eder, ancak Allah'ın
gözü ile bakar ve Allah'ın nuru ile görür, velayeti
tamamlayarak sıddîklık makamına hak kazanır. Ancak
ıstınâ'da veli ve nebinin sınanmaması diye bir şey
söz konusu değildir. Allah, ezelî ilmiyle onun ne
olacağını bilmekle birlikte, onu minnet ve nimetleriyle
denemeye maruz bırakır. Hattâ veli ve nebiler, insanlar
içinde en çok mihnete ve belâya uğrayan kişilerdir.
Allah'ın bir veli veya nebiyi, kendisi için seçmesi
(ıstına'), onu nimetleri ile denemesinden başkası
değildir.
IŞIK
:
Dervişler için kullanılan bir tabir olup, âşık kelimesinden
bozmadır. Bursa'da Işıklar denilen yerin adı; orada
bazı velilerin bulunması veya ölünce mezarlarının
orada bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Ben
erenler sancağıyım o ışıklar teberi
Ben
savaş günü çeriyim o hemen çerde çeri.
Yahya
Bey
Ana
Menü
| Sonraki Sayfa >>>
|